Oymak, Boğumlarına buyurdu: ileri adım ‘Linç’

Fascio, bir tomarın bağlanarak bir araya getirilmesi yani bir desteyi bütün olarak bir arada tutan sarma bağının İtalyanca’daki karşılığı. Zayıf çıtaların birlikte sarılıp, kırılmasın diye sağlamlaştırıldığı bir baltanın sapı aynı zamanda. Yani tek başına bir boka yaramazken, sıkı sıkı bir araya bağlanıp, bir boka yaramayı uman cehaletin ideolojisi olarak doğmuş bir silah faşizm.

Birey mefhumu (Latince individuum İngilizce’deki individual’ın kökü), dividere/ bölünmüş olana karşı in-divide/ bölünmezliği barındırır. Birey; bedeniyle, mülküyle, düşüncesiyle bölünmez bir bütündür, ayrışmaz, ontolojik bir bütünlüktür bu, var’dır, kendi kodlarıyla varolandır.

Ancak; Kimlik, (Latince identitas, identity’nin kökü) iki şey arasındaki aynılıktır ya da benzerliktir. Ulus Baker’in dediği gibi; aynılık varsa bu iki şey farklı farklı değildirler. Benzerseler ta baştan onların farklı farklı olduklarını varsayıyoruzdur. Ulus, şu vurguyu keskince yapıyordu; Spinoza “doğa asla kavimler, milletler, sınıflar, zümreler yaratmaz, sadece bireyler yaratır” demişti. Her türden “kimlik” onun felsefesince bir “figmens”, bir “sanı”, hatta daha doğru evirelim, bir “uydurma” idi.

Faşizmin iki keskin ilkesine bakıyorum: biri “ırk/oymak”, ötekisi ise “kimlik/boğum”. Birliktelik merasiminin her koşulda Spinoza’nın figmens saydığı kimliklerle bir ırk tahayyülü üzerinden yürümesi ve “birey” olgusuna tosladığında kontrolden çıkıp linç, yoketme, ortadan kaldırma gibi doğrudan varlığı hedef alması şunu gösteriyor: faşizm varolamayanların, kimlikler üzerinden varolduklarını sanma ortaklağıdır, işte bu yüzden asırlardır, tüm varlıkların en büyük belası olarak başımızdan eksilmedi.

Yurdakul Kavas, yıllar yılı önce “Irk” kitabında bu vakayı tek dizeyle söylenebilecek en net haliyle söylemişti; “Uslu bir oymağın boğumlarından soluğumu esirgiyorum”.